Lupin'de Ara

DUYURU

Çevirilerimi beğeniyorsanız üç beş tl ateşleyebilirsiniz: https://buymeacoffee.com/kvsrz

Son Bölümler: Qian Qiu Radyo Dizisi

Bölüm 208: Başkan Xiao Yine Arsızlaştı Madem, Biz De…

Yan Heqing genelgeleri kısaca düzenledikten sonra kalkıp saraya doğru yöneldi. Saat geç olmuştu. Xiao Yuan yalnız başına uyuyamadığı için aceleyle geri dönmek zorundaydı.


Yan Heqing yatak odasına döndüğünde kendisine eşlik eden muhafızları gönderdi ve kapıyı iterek içeri girdi. Yatak odasına adımını attığı anda Yan Heqing her şeyin normalden farklı olduğunu fark etti.


Genellikle, Yan Heqing ne kadar geç dönerse dönsün, Xiao Yuan her zaman mum yakarak onu beklerdi. Birkaç gün önce Xiao Yuan ağır yaralanmış ve yatağa bağlı kalmıştı, bu yüzden yatakta uzanıp beklerdi. Yan Heqing'in döndüğünü görünce gülümser ve itaatkâr bir şekilde ona "Yan-ge," diye seslenirdi.


Ama bugün yatak odası zifiri karanlıktı. Xiao Yuan'a hizmet eden Tian Xiang bile ortada yoktu.


Yan Heqing bir süre tereddüt etti ama yine de parlak ay ışığı altında yatak odasına girdi. Yatak odasının köşesinde ne idüğü belirsiz bir tütsü yanıyordu ve beyaz duman kıvrılarak ay ışığıyla dans ediyordu. Yan Heqing nihayet yatağa yaklaştığında aniden durdu.


Yatakta, Xiao Yuan'ın elleri kırmızı ipekle bağlanmıştı. Bütün vücudu bir köşede kıvrılmış, yatağa bağlanmıştı. Siyah ipek gibi saçları her yere dağılmıştı. Üst vücudundaki giysiler genişçe açılmış, narin ve zarif vücudu gözler önüne serilmişti. Çok çekici bir görüntüydü.


Xiao Yuan uzun süredir bekliyordu, bu yüzden elleri ve ayakları uyuşmuştu. Belli ki uzun zamandır buna hazırlanıyordu, ama Yan Heqing'i görünce biraz gerilmişti. Yutkunarak kekeledi: “Yan, Yan-ge, geri mi döndün?”


Yan Heqing bir süre ona baktı, sonra ahşap masaya gidip bir mum yaktı ve yatağa geri dönerek elini uzatıp Xiao Yuan'ın bedenini okşadı.


Biraz soğuk parmak uçları Xiao Yuan'ı irkiltti. Xiao Yuan, Yan Heqing'in sonunda öfkesinin geçtiğini düşünerek başını kaldırıp bir öpücük istedi.


Ancak Yan Heqing'in başını çevireceğini kim bilebilirdi? Parmak uçlarıyla Xiao Yuan'ın karnındaki yarayı okşadı: "Bugün pansumanı değiştirdin mi?"


Xiao Yuan aceleyle cevap verdi: “De-değiştirdim.”


Yan Heqing hafifçe hm dedi, Xiao Yuan'ın ellerinden ve vücudundan kırmızı ipek kurdeleleri çözdü, kıyafetlerini düzeltti ve onu yorganın içine sardı.


Xiao Yuan panik içinde Yan Heqing'in bileğini kavradı ve onu kendine doğru çekti: “Yan-ge, gerçekten yanlış bir şey yaptığımı biliyorum!”


Yan Heqing, Xiao Yuan'a koyu gözlerle bakarak şöyle dedi: "Xiao Yuan, seni iki yüzden fazla kez rüyalarımda gördüm. Neredeyse her seferinde, gözlerimin önünde boğazını keserek intihar ediyordun. Ama son birkaç gündür boğazını kestiğini rüyalarımda görmeyi bıraktım. Bunun yerine, bir uçurumdan atladığını, bedeninin paramparça olduğunu ve beni bir daha asla bulamadığını görüyorum."


Xiao Yuan'ın boğazı düğümlendi ve gözleri yaşlarla doldu: “Yan-ge... Ben... Ben...”


Xiao Yuan açıklayacak kelime bulamadı. Başını öne eğdi, gözlerinde biriken gözyaşlarını tutarak ne yapması gerektiğini düşündü.


Yan Heqing ona baktı ve aniden Xiao Yuan'ın ruhunun geri döndüğü günü hatırladı. O gün, yoğun kar yağarken onu saraydan dışarı atmıştı. Xiao Yuan ince kıyafetler giymişti. Belki acıdan, belki de soğuktan, gözleri bugünkü gibi kıpkırmızıydı.


Yan Heqing birden üzüldü.


Yatağa oturdu, Xiao Yuan'ı yatak başlığına yaslayıp onu öptü; önce gözünün kenarını, sonra ince dudaklarını öptü, ona büyük bir sevgiyle dokundu.


Öpücükten sonra Xiao Yuan gökyüzünü ve yeri işaret ederek ağır ağır şöyle dedi: “Rüyanda hayatta olan ve takla atabilen neşeli bir ben gördüreceğim sana.”


Yan Heqing yanıt olarak “hm” dedi. Xiao Yuan'a iyice dinlenip iyileşmesini söylemek üzereydi ki Xiao Yuan aniden kolundan tuttu, gülümsedi ve kekeleyerek, "K-kocam, b-bak bu-bugün ne güzel bir gün, n-neden biz…” dedi.


Sözlerinin yarısını söyledikten sonra devam edemedi. Yanaklarını ovuşturdu, tavana ve yere bakarak, "Ah, devam edemem. Ne kadar utanç verici!" dedi.


Ancak Xiao Yuan sözünü bitiremeden Yan Heqing aniden onu yatağa itti. Yan Heqing'in nefes alışverişi hızlandı, gözleri titredi ve sesi, her ne kadar kendini tutsa da, hafifçe çatladı: “Bana ne dedin?”