Lupin'de Ara

DUYURU

Çevirilerimi beğeniyorsanız üç beş tl ateşleyebilirsiniz: https://buymeacoffee.com/kvsrz

Son Bölümler: Qian Qiu Radyo Dizisi

Bölüm 171: Ben Evli Bir Adamım

Ayrılık günü nihayet gelmişti. Şafak sökerken Taoyuan Köyü'nün tamamı puslu bir örtüyle kaplanmıştı.


Xiao Yuan içinden sessizce veda etti, sonra arkasını dönüp Yan Heqing'in elini tutarken gülümsedi.


Binlerce kilometre yol kat ettikleri birkaç günün ardından eski Kuzey Krallığı'nın başkentine -şimdi Güney Yan Krallığı’nın başkenti olarak anılıyordu- vardılar.


Ay takviminin ilk ayında havalar dondurucu soğuk olmasına rağmen güneyde sadece ara sıra biraz kar yağar, hatta hafiften bahar havası olurdu. Ancak kuzeyde durum farklıydı. Günlerdir kar yağıyordu. Sarayın duvarları, soluk gökyüzünden düşen yaprak gibi kar taneleriyle kaplıydı.


Üzerinde işlemeli kürk manto bulunan Xiao Yuan, önündeki saraya inanamayarak bakarak yanındaki hizmetçiye, "Bu, bu sizin imparatorunuzun sarayı mı?" diye sordu.


Hizmetçi, "Evet, Genç Efendi Xiao," diye yanıtladı.


Xiao Yuan: “...”


Burası benim eski sarayım değil mi? Üstelik hiç değişmemiş!


Xiao Yuan hizmetçiyi takip ederek yatak odasına girdi ve bir kez daha şok oldu. Yatak odasındaki mobilyalar ve dekorasyon, orada yaşadığı zamankiyle neredeyse tamamen aynıydı!


Xiao Yuan pencere çerçevesini nazikçe okşadı. Uzun süre sessiz kaldıktan sonra nihayet mırıldandı: "Ama bunlar, o zamanlar çalınmamış, kırılmamış, kaybolmamış veya hasar görmemiş miydi?"


Hizmetçi, "Bunların hepsi Majesteleri tarafından özel olarak yaptırıldı!" diye açıkladı.


Xiao Yuan: “...”


Belli ki Yan-ge'ye hatırlatması gerekiyordu: Bu sarayda sadece bir yıldan biraz fazla bir süredir yaşamıştı; önceki on küsur yıl boyunca burası Kuzey Krallığı'nın eski genç kralının sarayıydı!


Hâlâ genç imparatorun erkek cariyelerini getirdiği yer gibi görünüyordu!


Hizmetçi, Xiao Yuan'ın ifadesindeki ince değişikliği fark etmedi. "Genç Efendi Xiao, Majesteleri bundan böyle buranın sizin sarayınız olacağını söyledi. Bendenizin yapmasını istediğiniz bir şey var mı?"


Xiao Yuan hafifçe öksürdü. “Hayır, bir şey yok. Yan... öhm, Majesteleri hâlâ meşgul mü?”


"Evet, Genç Efendi Xiao."


Tahmin etmiştim. Yan Heqing yeni döndü ve biriken siyasi işler muhtemelen onu meşgul edecek kadar çoktur; ayrıca eski nazırlarla ilişkilerini yönetmesi ve gizli amaçları olan kişilere karşı da tetikte olması gerekiyor. Acaba Yan Heqing'in bugünkü saray toplantısı sorunsuz geçti mi?


Ancak ayrılığın üzerinden bir gün bile geçmeden Xiao Yuan, Yan Heqing'i özlemeye başlamıştı. Hızla dikkatini başka yere çekmeye çalışarak hizmetçiye sordu: “Chungui nerede?”


Hizmetçi, "Genç Efendi Xiao, Genç Efendi Xie yakındaki bir yatak odasına yerleşti. Onu ziaret etmek mi istiyorsunuz" diye yanıtladı.


Xiao Yuan'ın başını salladığını görünce hizmetçi aceleyle önünden gitti.


Dışarıda yoğun kar yağıyordu. Kar taneleri gökyüzünden süzülerek omuzlarında birikiyordu. Xiao Yuan beyaz bir buhar üfledi, uzanıp bir kar tanesi yakaladı ve avucunda yavaşça suya dönüşmesini izledi.


"Genç Efendi Xiao?" diye usulca Xiao Yuan’a seslendi hizmetçi.


“Ah?” Xiao Yuan aniden kendine geldi, beş parmağını kapattı ve avucundaki buz gibi suyu sıktı. “Bir şey yok, yolu göster.”


Xiao Yuan, hizmetçi tarafından bitişikteki saraya götürüldü. Uzaktan, Xie Chungui'nin karda oynadığını, yüzünde bir çocuğun heyecanı ve sevinci olduğunu gördü. Xiao Yuan'ı görünce Xie Chungui uzaktan elini salladı, yerden biraz kar aldı ve koşarak yanına geldi. “Xiao Ağabey, bak! Kar yağıyor! Kar!” diye bağırdı.


“Evet, kar yağıyor.” dedi Xiao Yuan hafif bir gülümsemeyle.


Xie Chungui ellerindeki kara baktı, buz gibi soğukluğunu hissetti. Bilinçsizce yanaklarını avuçlarıyla kapatarak yüzünün yarısını buzla örttü, ta ki ellerindeki beyaz kar yavaş yavaş şeffaflaşana kadar. Xie Chungui ellerini indirdi ve etrafına baktı. Karla kaplı gökyüzü karanlık ve griydi. Aniden, Xie Chungui'nin kalbinde bir dürtü yükseldi.


Xiao Yuan, Xie Chungui'ye soğuk havaya alışıp alışmadığını sormak üzereydi ki onun aniden diz çöktüğünü, büyük bir huşuyla eğilip toprağı ve karı öptüğünü gördü. Tıpkı yıllarca dolaştıktan sonra nihayet evine dönen bir gezgin gibi.


Etraftaki hizmetçiler, Xie Chungui'nin düştüğünü düşünerek şaşkınlıkla bağırdılar ve hemen ona yardım etmek için uzandılar. Xiao Yuan bir adım öne çıktı ve oldukça şaşkın görünen Xie Chungui'nin kolunu tuttu. Xie Chungui'nin yüzünde boş bir ifade vardı. “Ha? Neden diz çöktüm? Ne oldu?”


Xiao Yuan bir an için ne dese bilemedi. Elini uzatıp Xie Chungui'nin omuzlarından ve başından karları silkeledi. “Hiç. Hiçbir şey olmadı.” dedi. Xie Chungui yorulup bitkin düşene kadar onunla uzun süre karda oynadı, sonra vedalaşıp ayrıldı.


Xiao Yuan sarayına döndüğü sırada, birisi aceleyle içeri girip şöyle bildirdi: "Genç Efendi Xiao, biri sizi görmek istiyor."


Yanındaki hizmetçi ona, "Genç Efendi Xiao, Majesteleri, herhangi bir görüşme talebini reddedebileceğinizi söyledi," diye hatırlattı.


Xiao Yuan Güney Yan Krallığı'nda kendisini görmek isteyenin kim olabileceğini düşündü. Ardından, "Kim o?" diye sordu.


"Genç Efendi Xiao'ya cevabımdır: Chen Ge, General Chen.”


General Chen mi? Chen Ge terfi mi etti?!


Xiao Yuan sevinç içinde, “Onu buraya getirin.” dedi.


Haberi veren kişi aceleyle Chen Ge'yi davet etmeye gitti. Kısa bir süre sonra, Xiao Yuan daha Chen Ge'yi görmeden, kapının dışından sesini duydu: "Aiyyyy! Doktor Xiao, gerçekten iyisin! Biliyordum! İyi insanlar her zaman kutsanır! Ühüüü ühüüü!"


Chen Ge yatak odasına girerken iki kez abartılı bir şekilde ağladı. İçeri girer girmez Xiao Yuan ile el ele tutuşarak, gözleri yaşlı bir şekilde birbirlerine baktılar. Bu sahne Xiao Yuan'ın da duygularını harekete geçirdi. Bir iki hıçkırıktan sonra, “Chen Ge, bırak beni! Ben evli bir adamım! Terbiyeli ol!" diye bağırdı.