Lupin'de Ara

DUYURU

Çevirilerimi beğeniyorsanız üç beş tl ateşleyebilirsiniz: https://buymeacoffee.com/kvsrz

Son Bölümler: Qian Qiu Radyo Dizisi

Bölüm 175: Binlercesi Kınasa Bile Korkuya Yer Yok

Xiao Yuan bir anlığına şaşkına döndü, sonra mağaraya sürüklendi. Sakallı adam onu ​​bıraktı ve önünde tek dizinin üzerine çöktü: "Majesteleri, ben General Li Wuding'in yardımcısıyım. Beni tanımayabilirsiniz, ama endişelenmeyin, buradan nasıl çıkacağımı biliyorum. Sizi kesinlikle buradan çıkaracağım."


“Ben... Hayır ben...” Xiao Yuan'ın sesi hafifçe titredi. Sakallı adamı kaldırmak için elini uzattı, "Önümde diz çökme, kalk."


Sakallı adam kalkmayı reddetti ve ısrarla diz çökmeye devam etti: "Majesteleri, sizi buradan çıkarabileceğime inanmalısınız. Bu yeri ve bu kaçış yolunu uzun zamandır hazırladım. Majesteleri, çok acı çektiniz, düşman bir ülkede hapsedildiniz, aşağılanmaya katlandınız ve başkaları tarafından zorbalığa uğradınız..."


"Hayır, burada gönüllü olarak kaldım," diye aniden sözünü kesti Xiao Yuan.


Sakallı adamın sesi, bir kanunun kopmuş teli gibi aniden kesildi, yankılanan ses insanın tüylerini diken diken etti. Başını kaldırıp boş boş bakarken omuzları aniden düştü. Gözleri anlama güçlüğüyle dolu bir şekilde Xiao Yuan'a baktı: “Siz, siz burada gönüllü olarak mı kalıyorsunuz? Nasıl... nasıl burada gönüllü kalabilirsiniz?” 


Xiao Yuan uzanıp onu kaldırdı ve "Beni sadece... tıpkı senin gibi burada zar zor hayatta kalan biri olarak düşün." dedi.


Uçurumun üstünde birileri Xiao Yuan'ın adını yüksek sesle çağırmaya başladı. Sanki aşağıdan da biri geliyor gibiydi. 


Sakallı adam tekrar diz çöktü, bu sefer iki dizinin üzerine: "Majesteleri, hayatımın yarısını Kuzey Krallığı için savaşarak geçirdim, sadakatimden asla vazgeçmedim. Birçok kardeşim vardı, ama hepsi savaş alanında öldü. Sadece ben rezil bir hayat yaşamayı seçtim ve o zamandan beri vicdanım beni her gün rahatsız ediyor. Sayısız kez ölü kardeşlerimin sırtımı dürttüğünü, neden yaşadığımı sorguladığını rüyalarımda görüyorum. Majesteleri, bana nedenini söyleyebilir misiniz?"


Sakallı adamın diz çökmesine dayanamayan Xiao Yuan da dizleri üzerine çöktü. “Ben Kuzey Krallığı'nın imparatoru değilim...”


Sakallı adam sözünü kesti: "Majesteleri! Ülke düşse bile yine de imparatorumuz olacaksınız. Kuzey Krallığı'nın İmparatoru, kemiklerinize kazınmış ve ömür boyu sizinle kalacak. Adınızı değiştirseniz ve bunu inkar etseniz bile fark etmez. Majesteleri, buradan ayrılalım. Belki yeniden güz kazanıp Kuzey Krallığı'nı geri alabiliriz!!!"


Sakallı adamın sözleri dikenli demir bir kırbaç gibiydi; her cümle Xiao Yuan'ın kalbine saplanıyor, derisinin altında kanlı bir karmaşa bırakıyor, onu tanınmaz hale getiriyor ve dilsiz bırakıyordu.


Sakallı adam aniden belinden bir hançer çıkardı: "Majesteleri, gerçekten ayrılmak istemiyor musunuz?"


Xiao Yuan uzun süre sessiz kaldı.


"Pekâlâ, kabalığım için lütfen beni affedin, önce ben gideyim. Uzun zamandır bunu yapmayı planlıyordum, ancak bugün Majestelerini görünceye kadar karar verememiştim. Son bir umut ışığıyla size sarılmadan edemedim: Belki de hayatta kalmamın anlamı, Majestelerinin Güney Yan Krallığı'ndan kaçmasına yardım etmekti. Ancak Majesteleri, sizin burayı terk etmek istemeyeceğinizi, esir olmayı kabulleneceğinizi beklemiyordum... Ne diyorum ben? Neden Majestelerini suçlayayım ki? Ben de kardeşlerime ihanet ettim ve düşmana teslim oldum…”


Aniden sakallı adam başını geriye atıp kahkahalara boğuldu, o kadar şiddetli gülüyordu ki nefes almakta zorlanıyordu, kahkahası son derece çılgıncaydı. Xiao Yuan başlangıçta önce gitme sözü vermesinin kaçmak istediği anlamına geldiğini düşündü, ancak şaşırtıcı bir şekilde sakallı adam aniden hançerini kaldırdı. Bıçağı keskin ve soğuktu.


Xiao Yuan hemen bağırarak ileri atıldı: “Hayır!”


Ne yazık ki artık çok geçti. Sakallı adamın kendi boğazını kesmesiyle sıcak kan Xiao Yuan'ın üzerine sıçradı. Güçlü bir kan kokusu yayıldı.


Xiao Yuan birden, Kuzey Krallığı'nı kurtarmak için gösterdiği onca çabaya rağmen kaderin onu defalarca uçuruma sürüklemesinin verdiği çaresizlik ve korkuyla boğuldu.


Xiao Yuan'ın tüm vücudu titriyor, "Majesteleri" sözleri kulaklarında yankılanıyordu. Sesler birbirine karışıyordu, kurtların uluyuşu gibi, hayaletlerin feryadı gibi, kederli ve ıssızdı.


Xiao Yuan aniden elini kaldırıp yüzüne sert bir tokat attı, sonra da iki eliyle başını kapattı.


Muhafız uçurumdan aşağı inip Xiao Yuan’ı bulduğunda sakallı adam çoktan ölmüştü. Xiao Yuan orada kanlar içinde kıvrılmış yatıyordu. Muhafız aceleyle yanına geldi. “Genç Efendi Xiao, iyi misiniz? Sizi yukarı çıkarayım, sonra Majestelerine rapor vermeye gideyim…”


Xiao Yuan aniden elini kaldırdı, muhafızın kolunu kavradı, yukarı baktı ve "İmparatorunuza söylemeyin, hiçbir şey söylemeyin" dedi.


İkisi, Yan Heqing'in ülkeyi ve devleti yönetmekten sorumlu olacağı konusunda anlaşmışlardı, bu yüzden bunu Xiao Yuan kendi atlatmalıydı.


O sırada Yan Heqing genelgeleri inceliyordu ki bir muhafız gelip rapor verdi: "Majesteleri, General Xue'nin bildirmesi gereken önemli bir şey var."


Yan Heqing genelgeden başını kaldırıp hafifçe kaşlarını çatarak, "İçeri buyur et," dedi.


Kısa bir süre sonra Xue Yan içeri girdi, ellerini birleştirip diz çöktü ve "Majesteleri" dedi.


“General Xue, kalkabilirsiniz.” Yan Heqing kibar olsa da tavrı soğuktu. Xue Yan'a eskisi gibi “amca” diye hitap etmiyordu bile.


[Burada söylemem gereken bir şey var Xue Yan için sanırım ilk başlarda dayı kelimesi kullanılmıştı ben de dayısı olduğunu hatırlıyorum ama burada amca olarak geçiyor, belki yazarın yanlışıdır bilmiyorum ama metne uyuyorum ben.]


Xue Yan ayağa kalkarak, "Majesteleri, ordudaki bazı askerler isyan planlıyordu, ancak bu durum zamanında fark edildi ve bastırıldı," dedi.


Yan Heqing, "Hm, emekleriniz için teşekkür ederim, General Xue," dedi.


Xue Yan, "Majesteleri, bu isyan, ordudaki bir general yardımcısının Kuzey Krallığı'nın tahttan indirilen imparatorunu koruduğunuzu duyması yüzünden çıktı," dedi.


Yan Heqing sözünü keserek, "General Xue, bildireceğiniz başka bir şey var mı? Yoksa lütfen geri dönüp dinlenin." dedi.


Xue Yan'ın dili tutuldu. Bir anlık tereddütten sonra ellerini kavuşturarak vedalaştı ve ayrıldı. Arkasını dönerek aniden sordu: “Heqing, söyle bana. Aşkı mı istiyorsun yoksa ülkeni mi? Onunla birlikte kalmak mı istiyorsun yoksa dünyayı fethetmek mi?”


Yan Heqing'in bakışları elindeki genelgeye sabitlenmişti. Yavaşça son yorumu yazdı, sonra sakince, ağır ağır, "Amca,” dedi. “İkisini de istiyorum."


Yan Heqing’in tüm gücüyle mücadele etmekten biraz bile korkusu yoktu.


Henüz hayatını tehlikeye atmamıştı bile, neden bir seçim yapması gereksindi ki?


Bu dünyada elde edilmesi en zor şey, sevdiğin kişinin de seni sevmesidir.


Xiao Yuan artık onun yanında duruyor ve onu terk etmeyecek; binlerce asker olsa bile, binlerce kişi tarafından kınansa bile, Yan Heqing'in korkacak neyi var ki?