Lupin'de Ara

DUYURU

Çevirilerimi beğeniyorsanız üç beş tl ateşleyebilirsiniz: https://buymeacoffee.com/kvsrz

Son Bölümler: Qian Qiu Radyo Dizisi

Bölüm 180: Bağ ve Sadakat, Bugün Kabahat

İkisinin ölçülerini aldıktan sonra dükkan sahibi üç kez eğilerek saygıyla onları uğurladı. Dışarısı çoktan kararmıştı. Rüzgar esiyor, yoğun kar yağıyordu; sokaklar ıssızlaşmıştı, sadece birkaç dükkan açıktı ve mumlar beyaz karın üzerine sıcak bir ışık yansıtıyordu.


İkisi yavaşça saraya doğru yürüdüler. Xiao Yuan birden, "Yan-ge,” dedi. “Son birkaç gündür kendimi çok daha iyi hissediyorum. Eskiden tökezleyerek yürüyordum ama artık çok daha dengeli yürüyorum."


Yan Heqing duraksadı, sonra onaylayarak mırıldandı.


Xiao Yuan'ın gözleri etrafta gezindi ve hafifçe öksürerek ağzını kapattı. "Düğün kıyafetleri hazır olana kadar bekledikten sonra… biz…”


Son birkaç kelime, sivrisineğin vızıltısı gibi, zar zor duyulabiliyordu; Yan Heqing net duyamadı: "Ne?"


Xiao Yuan yürümeyi bıraktı. Gözleri yeri, göğü, Yan Heqing’den başka her yeri dolaştı. “Ge-ge-gerdeğe girelim.”


Yan Heqing, "Beni burada bekle.” diye cevapladı. Ardından hızlı adımlarla dokuma atölyesine doğru yürüdü ve bir süre sonra geri dönerek Xiao Yuan'a, "Dükkan sahibi, kıyafetlerin yarına hazır olacağını söyledi," dedi.


Xiao Yuan: “...”


Yarın mı? Başlangıçtaki iki haftalık süre yarına mı indi? Bu, dükkan sahibinin süreyi yetiştirmek için hayatını tehlikeye atmasına neden olmaz mı? Acı çeken insanların işini zorlaştırmaktan vazgeçemez misiniz?


Xiao Yuan: “Peki, o zaman ya-yarın ge-ge…”


Yan Heqing onun yerine cümleyi tamamladı: “Gerdeğe gireceğiz.”


Xiao Yuan: “E-e-evet o-ondan.”


Teşekkürler, dükkan sahibi, fedakarlığınız için! Özveriniz için! Başkalarını düşündüğünüz için!


İkisi saraya döndükten sonra bir hizmetçi aniden yanlarına gelerek, "Majesteleri, Genç Efendi Xiao, Genç Efendi Xie sizi sarayda bekliyorlar." dedi.


Xiao Yuan şaşkınlıkla, "Bu saatte mi?" diye sordu.


Hizmetçi çaresiz görünüyordu: "Genç Efendi Xie'yi yarın sabah konuşabileceğinize ikna etmeye çalıştık ama geri dönmek istemiyor. İmparator her şeye uymamızı emretti, bu yüzden kimse onu gitmeye zorlayamıyor.”


Xiao Yuan,  Xie Chungui'nin bugünkü son derece dengesiz duygularını düşündü ve başına bir şey gelebileceğinden endişelendi. Yan Heqing ile kısa bir bakış alışverişinden sonra aceleyle saraya girdi.


Yan Heqing, Xiao Yuan'ın dalgınlığını fark edip birkaç adımda onu ​​takip etti.


Yatak odasında, Xie Chungui masanın yanında duruyordu; neredeyse tamamen sönmüş bir mumdan damlayan mum, şamdana yapışmış, kıvrılarak korkunç bir görüntü oluşturuyordu.


“Chungui,” diye usulca seslendi Xiao Yuan.


Xie Chungui başını çevirdi, gözleri kan çanağına dönmüştü, sanki az önce ağlamış gibiydi. Xiao Yuan'a baktı ve ona doğru adım adım yürüdü, her adımı bir şeye basıyormuş gibi hissettiriyordu. Adımları biraz dengesizdi.


“Ne oldu?” Xiao Yuan birkaç adım ileri gitti, Xie Chungui'den sadece bir adım uzaktaydı.


Yan Heqing kaşlarını çattı ve Xie Chungui'ye dikkatle baktı.


"Ben," dedi Xie Chungui, başı öne eğik ve sesi kısık bir şekilde, sanki bilerek bir şey saklıyor ya da belki de bir şey bekliyormuş gibi. Yan Heqing bir şeylerin ters gittiğini sezdi ve Xiao Yuan’ı geri çekmek için yaklaşmak istedi. Ancak bir adım attığı anda Xie Chungui aniden göğsünden bir hançer çıkardı ve Xiao Yuan'a saldırdı!


Xiao Yuan'ın gözleri aniden küçüldü ve bir adım geri çekildi. Aynı zamanda Yan Heqing Xiao Yuan'ı korumaya çalışarak birkaç adım öne çıktı.


Ancak Xie Chungui'nin hedefi Xiao Yuan değildi! Adam bir aldatmaca yaptı, döndü, hançeri sıkıca kavradı ve en ufak bir tereddüt bile göstermeden, Xiao Yuan'ı uzaklaştırmaya gelen Yan Heqing'in karnına sapladı. Sonra aniden çıkardı ve tekrar sapladı!


Pencerenin dışında aniden şiddetli bir rüzgar esti, avludaki yeni ağaçları kökünden sökeyazdı!


Kan, bir anda Xiao Yuan'ın yüzüne ve vücuduna sıçradı, sanki onu canlı canlı yakabilecek bir ateş gibi, onu titretmeye başladı.


Xiao Yuan, Xie Chungui'nin ona seslendiğini duydu.


Xie Chungui, "Majesteleri," dedi.


Sadece basit, tek bir kelime olsa da o anda Xiao Yuan'ın boynuna bir bıçak dayandı. O bıçağı tutanlar, Kuzey Krallığı için kan ve gözyaşı dökmüş askerlerin soğuk iskeletlerinden başkası değildi.