Lupin'de Ara

DUYURU

Çevirilerimi beğeniyorsanız üç beş tl ateşleyebilirsiniz: https://buymeacoffee.com/kvsrz

Son Bölümler: Qian Qiu Radyo Dizisi

Bölüm 185: Uyanışımda Bir Terslik Var

Yan Heqing aniden doğruldu, bir adım geri çekildi, gözleri ve sesi açıkça öfke doluydu: "Burada ne işin var senin?!”


Xiao Yuan bu soru karşısında şaşkına döndü.


Burada olmayacaktı da nerede olacaktı?


“Ha? Ben... Ben...” Xiao Yuan, Yan Heqing'e nasıl cevap vereceğini bilemedi.


Yan Heqing  vücudunda bir şeylerin ters gittiğini fark etmeye başladı. Vücudunun ve kemiklerinin arasında yayılan bir sıcaklık onu susattı ve başını döndürdü. İstemsizce başını aşağıya eğdi.


Xiao Yuan, Yan Heqing'in baktığı yere doğru baktı, yutkundu ve sonra yanına yaklaşarak, "Ben... ben sana yardım edeceğim," dedi.


Ancak bunu söyler söylemez Yan Heqing aniden Xiao Yuan'ın yakasını kavradı ve onu nefes alamayacak kadar sıkıca sıktı. Yan Heqing'in sesi buz gibiydi ve gözlerindeki öfke, Xiao Yuan'ı bir sonraki saniyede yutacakmış gibi alev alev yanıyordu. Neredeyse hırlayarak, "Bana madde mi verdin?" dedi.


Madde mi?


Yan Heqing’e nasıl madde verebilirdi ki?


Yatakta intihar etmeye mi niyeti vardı sanki?!


Orijinal kitapta Yan Heqing’in bir geceyi on kadınla geçirdiği harika performansları vardı. Gerçekten ona madde verilmesine gerek var mıydı?!


Xiao Yuan yakasının sıkıca tutulduğunu, nefes almakta zorlandığını ve son derece rahatsız olduğunu hissetti. Yan Heqing'in hareketlerini durdurmak için elini uzattı ve “Vermedim…” diye itiraz etti.


Ancak sözünü bitiremeden Yan Heqing tarafından yataktan atıldı.


Xiao Yuan'ın kıyafetleri hala dağınık durumdaydı. Çıplak teni yere sürtünce vücudunda kırmızı izler ve çizikler oluştu. O hızla birkaç kez yuvarlandı ve başı masanın köşesine çarparak kanlı bir yara açtı. Kan yaradan aşağı doğru akarak gözlerini kırmızıya boyadı. Xiao Yuan'ın siyah saçları dağılmıştı ve son derece perişan görünüyordu. Alnını eliyle kapattı. Gözleri acıdan sersemlemişti. Her an bayılacak gibiydi.


Ama Yan Heqing ona bakmaya bile tenezzül etmedi. Soğuk bir ses tonuyla “Çık dışarı!” diye bağırdı.


Xiao Yuan tamamen şaşkına dönmüş, olduğu yerde donakalmıştı. Tepkisi geç olsa da bir şeylerin ters gittiğini biliyordu ama ne olduğunu tam olarak anlayamıyordu. Bu yüzden yardım istercesine, “Yan-ge?” diye seslendi.


Bu sevgi sözcüğü Yan Heqing'in öfkesini taşıran son damla oldu. Gözleri acımasızlık ve tiksintiyle doluydu. Yatağından kalktı ve Xiao Yuan'ın kafasını sertçe yere çarptı. Yan Heqing'in sesi, öfkesini bastırdığı için daha da korkutucuydu: "Hele bana bir daha öyle demeye kalk!.." 


Hemen ardından Xiao Yuan saraydan dışarı atıldı.


Dışarıda hâlâ kar yağıyordu. Xiao Yuan yarı çıplak bir halde karda kalmıştı. Hava dondurucu soğuktu. Hizmetçiler ve muhafızlar zaman zaman yanından geçiyor, ona acıyarak ve alay ederek bakıyorlardı.


Xiao Yuan dışarı atıldıktan sonra aynı pozisyonda, kendisine sıkıca kapalı olan, çok tanıdık saray kapısına boş boş bakıyordu. Vücudunda çimdik izleri ve sıyrıklar vardı. Alnındaki kan henüz durmamıştı. Soğuk kar, acıyı daha da şiddetlendiriyor gibiydi. Etrafındaki hizmetçilerden biri ona daha fazla bakmaya dayanamadı, bu yüzden öne çıkıp onu kaldırdı, kıyafetlerini düzeltti ve "Prens Xiao, hadi geri dönelim," dedi.


Xiao Yuan aniden ona baktı ve "Ne Xiao ne?" diye bağırdı.


Hizmetçi kız irkildi ve çekinerek, "Prens…" dedi.


Xiao Yuan aniden ayağa kalktı, giysilerini düzeltti ve etrafına baktı. Bot giymediği için karın içinde çıplak ayakla yürümek zorunda kaldı. Ayakları soğuktan uyuşup kızardı. Sonunda önünde sığ bir su birikintisi belirdi. Xiao Yuan ileri koştu ve kenarına diz çöktü.


Su birikintisi kalın buzla kaplıydı ve sıcak sabah ışığında göz kamaştırıyordu. Xiao Yuan, buzda yansıyan yüzüne baktığında, uzun süre tek kelime edemedi.


Orijinal kitapta Xiao Pingyang, Batı Shu Krallığı'nı savaşın yıkımından korumak için, Yan Heqing ile evlenmeyi kabul etmeden önce bir süre Kuzey Krallığı'nda yaşamış ve bu süre zarfında Prenses Xiao olarak anılmıştı.


Ancak şu anda, donmuş göl, Kuzey Krallığı hükümdarının narin, güzel yüzünü değil, porselen gibi zarif ve yakışıklı bir yüzü, ay gibi gözleri, nazik hatlarını ve dünyada nadir görülen kaygısız bir ruhu yansıtan bir gülümsemeyi yansıtıyordu.


Bu yüz, Xiao Yuan'ın önceki hayatındaki yüzüyle tamamen aynıydı.