Lupin'de Ara

Son Bölümler: Qian Qiu Radyo Dizisi

QianQiu Radyo Dizisi --- 2. Sezon --- 6. bölüm yayınlandı.

Bölüm 186: Tahta Çıkmasında Bir Terslik Var

Xiao Yuan'ın alnı hâlâ kanıyordu, dudakları solgundu ve üzerinde sadece ince bir iç çamaşırı vardı. Tüm vücudu sıyrıklarla kaplıydı ve en ufak bir hareketinde bile acı hissediyordu. Ne kadar yakışıklı olursa olsun, acınası bir görüntü sergiliyordu.


Yani ölmüş müydü? Ve yeniden mi doğmuştu? Batı Shu Krallığı Prensi Xiao'nun bedenine mi doğmuştu hem de? Ölümünden bu yana ne kadar zaman geçmişti? Ve neden şimdi Güney Yan Krallığı'ndaydı?


Birbiri ardına gelen çok fazla soru vardı. Xiao Yuan alnını eliyle kapatıp diz çökmüş, biraz şaşkın bir haldeydi. Vücudu hafifçe titriyordu, acıdan mı, soğuktan mı, yoksa her ikisinden mi? Bir süre önce ona yardım etmeye çalışan hizmetçi koşarak gelip Xiao Yuan'ın üzerine bir palto örttü. “Prens Xiao, bu hizmetçi sizi sarayınıza kadar götürecek."


Xiao Yuan başını salladı ve hizmetçinin yardımıyla ayağa kalktı.


Xiao Yuan'ın geçici ikametgahı sarayın batı tarafındaydı. Bu yer sık ​​sık misafir ağırlamak için kullanılıyordu. Aynı zamanda yabancı elçilerin kaldığı yerdi. Hizmetçi, Xiao Yuan'ın yaraları için ilaç istemek üzere Taiyi Salonu'na gitti ve döndüğünde alnındaki yarayı temizledi. Xiao Yuan etrafı arayıp bu bedenin asıl sahibine ait bir defter buldu.Orijinal metni, defteri ve hizmetçinin konuşmasını birleştirdiğinde sonunda neler olup bittiğini anladı.


Üç yıl önce Batı Şu Krallığı yavaş yavaş siyasi bir parçalanma durumuna doğru sürüklenmeye başladı. İlk olarak Batı Shu İmparatoru bir hastalıktan öldü ve bir süreliğine tahta geçecek kimse ortaya çıkmadı. Batı Shu Krallığı kadınların hakim olduğu bir ülkeydi, hem prensesler hem de prensler taht için savaşabilirdi. İmparatorluk sarayı son derece karmaşıktı ve Xiao Pingyang gibi mutlak gücü elinde tutabilecek kimse yoktu. İç çekişmeler sırasında birçok durum karşılıklı yıkımla sonuçlandı.


Bu dönemde Batı Shu Krallığı doğal afetler, halk ayaklanmaları, barbar istilaları ve diğer karışık olaylarla sarsıldı. Bir zamanlar barış ve istikrar içinde olan ülke, bir karmaşaya dönüşmüştü.


Sadece üç yıl içinde Batı Shu Krallığı'nın tahtı imrenilen bir ödülden, sahipsiz bir meseleye dönüştü. Tahtı ilk isteyenler iç karışıklıklarda ya öldürüldü ya da yaralandı. Prens Xiao aslında huzurlu ve rahat bir hayatı tercih eden bir adamdı, ancak ülke hayatta kalma mücadelesinin kritik bir anıyla karşı karşıya kaldığı için, ağır yükü tek başına omuzlamaktan başka çaresi kalmamıştı.


İç sorunlar çözülmeden önce dış tehditler ortaya çıktı.


Üç krallığı birleştirdikten sonra, Güney Yan Krallığı Batı Shu Krallığı'nı ele geçirmeye göz dikti. Yenilgiden sonra, Batı Shu Krallığı'nın toprakları çevredeki barbarlar tarafından bölünmüştü. Güney Yan Krallığı'na karşı savaşmak, adeta taşa yumurta atmak gibiydi!


Batı Shu Krallığını korumak için Prens Xiao, krallıktan düklüğe indirildi ve Güney Yan Krallığı'na yıllık haraç ödeyerek iyi niyet gösterdi; tek isteği ise tüm ülkenin topraklarının korunması ve Batı Shu Krallığı'nın unvanının kaybedilmesinin önlenmesiydi.


Ancak Yan Heqing bununla yetinmezdi. Tüm krallıkları tek bir krallık altında birleştirmek istediğini, bir vasal devlet istemediğini açıkça belirtti. Prens Xiao ne yapacağını bilemedi, sonunda Güney Yan Krallığı'na kadar gidip başını eğdi ve teslim oldu. Sadece bir gün bile ertelese en azından bir gün kazanmış olurdu.


İmparatorun bu duruma düşmesi gerçekten acınası, yürek burkan, gülünç ve çaresiz bir durumdu.


Prens Xiao, Güney Yan Krallığı'na boyun eğmek için geldiğinde, suikast girişiminin üzerinden bir yıl geçmişti. Yan Heqing, Prens Xiao'nun adını duyunca onunla görüşmek için çok istek göstermiş ancak daha sonra soğuk bir yüzle oradan ayrılmıştı.


Yan Heqing'i memnun etmek için her yolu denemesine rağmen, bırakın asker gönderme kararından vazgeçmesini sağlamayı, Prens Xiao ondan tek bir bakış bile alamamıştı. Çaresiz kalan Prens Xiao, birini buldu ve o kişinin yardımıyla gece geç saatlerde Yan Heqing'in sarayına girdi; amacı ona madde verip bir gecelik zevkle Batı Shu Krallığı'nı kurtarmaktı.


Ancak Yan Heqing'e madde vermesinden sonra Prens Xiao utanç ve aşağılanma hissetti; sanki genelevdeki bir fahişe gibi, kazanç sağlamak için satın alınmaya mecbur kalmıştı. Yıllarca süren baskı, imparatorun son savunma hattını bir anda yıktı ve onu intihar düşünceleriyle doldurdu. Dayanamayıp biraz zehir içti.


Ardından Başkan Xiao uyandı.


Xiao Yuan  defteri kapattı, başını salladı, derin bir duyguyla iç çekti ve usulca, "Elinden geleni yaptın," dedi.


Notlarda üstü kapalı bir şekilde bahsedilen, Prens Xiao'ya yardım eden bu kişinin kim olduğunu merak ediyordu. Prens Xiao'yu gece yarısı Yan Heqing'in sarayına sokabildiğine göre yüksek rütbeli, itibarlı biri olsa gerekti.


Bir yıl geçmişti demek. Bir yıl, ne çok uzun ne de kısa bir süreydi. Bu bir yılı Yan Heqing nasıl geçirmişti acaba?


Xiao Yuan bir fırça, mürekkep ve mürekkep taşı çıkardı, fırçasını suya batırıp mürekkebi ezdi ve günlüğünün son sayfasını açarak büyük harflerle "KİN DUYDUĞUM ŞEYLER" yazdı.


KİN DUYDUĞUM ŞEYLER: Aile içi şiddet uygulaması -her açıdan. Ona Yan-ge dememe bile izin vermemesi. İyi! Bir daha demem ben de! Ölsem de demem! Anasını! Bir dahaki sefere Yan-ge'ye Kuçu Kuçu diye sesleneceğim!


Xiao Yuan sert bir ifadeyle defteri hızla kapattı. Bir süre sonra sessizce tekrar açtı ve son cümlenin sonuna “hav” kelimesini ekledi.


MRB

Çevirilerimi beğeniyorsanız üç beş tl ateşleyebilirsiniz: https://buymeacoffee.com/kvsrz