Lupin'de Ara

DUYURU

Çevirilerimi beğeniyorsanız üç beş tl ateşleyebilirsiniz: https://buymeacoffee.com/kvsrz

Son Bölümler: Qian Qiu Radyo Dizisi

Bölüm 198: Nasıl Olur da Girmez İçeri

Xiao Yuan, Yan Heqing'e acımasızca baskı yaparken şakacı bir şekilde güldü: “Hadi, hadi, kocana bir gülümse. Kocanı mutlu edersen sana ne istersen verecek!”


Yan Heqing bir an düşündü, sonra dudaklarını kıvırarak sert bir gülümseme sergiledi.


Xiao Yuan önce şaşırdı, sonra karnını tutarak yatakta yuvarlanıp kahkaha attı: “Böyle bir gülümsemeyle, kim olursa olsun, onları korkutup kaçırırsın!”


Yan Heqing: “...”


Xiao Yuan yeterince güldükten sonra Yan Heqing'in üzerine bastırarak şöyle dedi: “En iyisi ben sana gülümseyeyim.”


Bunu söyledikten sonra Xiao Yuan, Yan Heqing'e gülümsedi, ardından elini Yan Heqing'in önünde sallayarak, "Gülümsememi satıyorum, onu satın almak zorundasın," dedi.


Yan Heqing hafifçe eğilip Xiao Yuan'ın parmak uçlarını öptü, sonra ağzını açıp onları yaladı ve nazikçe ısırdı.


Xiao Yuan'ın kulak memeleri hafifçe kızardı. Paniğe kapılarak elini hızla çekti. Yan Heqing ise sakince, "Nasıl satın alabilirim?" diye sordu.


Xiao Yuan kendini toparlamak için hafifçe öksürdü ve "Hiç de pahalı değil. Bence çok hoş görünüyorsun, o yüzden sana indirim yapacağım. Bana bir öpücük verirsen ben de sana bir gülümseme veririm. Sana söyleyeyim, diğerleri bu fiyata alamazlar!" dedi.


Konuşurken Xiao Yuan, Yan Heqing'in çenesini kaşıdı ve öpücüğü beklerken sırıttı. Ancak Yan Heqing gözlerini kısarak düşmanca bir tonla sordu: “Diğerleri mi?”


Xiao Yuan: “...Yan-ge, yanlış noktaya odaklanıyorsun.”


Yan Heqing, Xiao Yuan'ın kemerini gevşetti, elini içeri soktu ve hassas noktasına sertçe dokunarak, “Diğerleri için fiyat ne?” diye sordu. 


Okşanan Xiao Yuan titredi ve aceleyle şöyle dedi: “Diğerleri kim? Başka kimse yok!! Ben, Xiao Yuan, kendimi veya gülümsememi satsam bile, bunu satacağım tek kişi Yan Heqing'dir!”


Yan Heqing, sabah toplantısının başlayacağı saati kafasında hesapladı, ardından döndü ve Xiao Yuan'ı altına alıp çıplak bıraktı. Xiao Yuan da elinden gelen her şeyi sattı.


***


Yan Heqing sabah toplantısına gittikten sonra Xiao Yuan gözlerini kısarak bir süre dinlendi, sonunda yavaşça uyandı. Son birkaç gündür yaşananları sersemlemiş bir halde zihninde toparlamaya çalıştı ve sonunda suikast girişimi ve Prens Xiao ile Xue Yan arasındaki ilişki konusunda endişelenmeye başladı.


Orijinal hikayeye göre, Xiao Yuan, Huang Yue'nin isyan etmek için güç aradığını tahmin etti, bu yüzden Prens Xiao’yu kendi tarafına çekmeye çalıştı ve Batı Shu Krallığı'nı kendi gücü haline getirmek istedi.


Ancak Prens Xiao, Huang Yue ile ittifak kurmadı; bu da Huang Yue'yi onu öldürmeye teşvik etti. Sonuçta eğer o ölürse Batı Shu Krallığı imparatorunu değiştirebilir ve Huang Yue, Batı Shu Krallığı'nı tekrar kendi gücü haline getirebilirdi. Düşman bir ülkenin desteği olmadan, Huang Yue, Yan Heqing ile rekabet edemezdi.


Xiao Yuan kendi kendine mırıldandı: "Böylesine göz kamaştırıcı bir kahraman halesiyle çevriliyken tahtı ele geçirmeyi düşünmeye cüret etmek gerçekten olağanüstü."


Kolay olmayabilir, ancak birisi Yan-ge’ye karşı kötü niyet beslemeye cüret ederse şiddetle cezalandırılmalıdır.


Xiao Yuan, Prens Xiao’nun daha önce kaldığı sarayda bir ipucu olabileceğini düşündü, bu yüzden Tian Xiang'ı oraya götürüp bir şeyler bulmaya çalıştı. Ancak Prens Xiao hassas ve titiz bir insandı, bu yüzden Xiao Yuan ne kadar arasa da hiçbir şey bulamadı.


Xiao Yuan bacak bacak üstüne atmış iç geçirirken biri onu aramaya geldi.


Chen Ge'ydi.


Chen Ge, Xiao Yuan'ın yatak odasına girdiğinde odanın darmadağın edilmiş olduğunu görünce şok oldu. "Ne...ne oldu? Prens Xiao, yine mi saldırıya uğradınız?"


Xiao Yuan az önce çıkardığı eşyaları geri koymaya çalışırken elini salladı: “Uzun hikaye. Rahat ol, istediğin yere otur.”


Chen Ge, yerde yatan zavallı nesnelerin birer birer üzerinden atlayarak ilerlerken, istemese bile rahat davranmaktan başka çaresi olmadığını düşünüyordu!


Chen Ge, Xiao Yuan'ın yanına gitti ve onu yerde çömelmiş, boynunu ovuştururken yerdeki dağınık eşyalara üzüntüyle baktığını gördü.


Xiao Yuan'a bakarken, Chen Ge'nin bakışları Xiao Yuan'ın boynunun yan tarafındaki belirgin kırmızı izlere takıldı. Chen Ge kendi kendine, "Bu soğuk bahar havasında sivrisinek olmamalı," diye düşündü ve sordu, "Prens Xiao, hastalandınız mı? Kızarıklığınız mı var? Eğer hastaysanız, imparatorluk hekimine görünmeyi unutmayın; kendi başınıza dayanmaya çalışmamalısınız.”


Xiao Yuan şaşkın bir şekilde, "Ha? Hayır, değilim," diye yanıtladı.


“Ama boynunuz...”


Xiao Yuan aniden ne demek istediğini anladı ve hafif bir öksürükle yakasını çekti. Yan tarafta duran Tian Xiang, mağduriyetle dudakları büzdü, gözlerini ovuşturdu ve yatak odasını toplamaya devam etti.


Chen Ge ortamın aniden garipleştiğini hissetti. İmparatorun daha önce Xiao Yuan'ı tek başına durdurmaya gittiğini hatırladı birden. Aklına gelen bu düşünceyle kekelemeye başladı: “Ma-ma-majesteleri si-si-size...”


Xiao Yuan bunu gizlemeye çalışmadan başını salladı ve "Evet, doğru." dedi.


Chen Ge gözleri bir an şok içinde açıldı, ifadesi inanmazlığa dönüştü, ardından yumruklarını sıktı ve bağırdı: "Majesteleri gerçekten size işkence mi ediyor?! Prens Xiao, bir yeriniz acıyor mu? Majesteleri sizi Huang Yue meselesi hakkında mı sorguladı? Yoksa General Xue ile mi ilgili? Majesteleri size karşı nasıl gücünü kötüye kullanabilir?!"


Xiao Yuan: “...Hayır, yanlış anladın. Neden hepiniz.... Bu, bu.... Boş versene. Neden beni arıyorsun?”


Chen Ge neden Xiao Yuan'ı bulmaya geldiğini hatırladı: “Prens Xiao, geçen sefer yolda uğradığınız saldırıyla ilgili olarak, General Xue ve ben Huang Yue'nin bunun arkasında olduğundan şüphelendik. General Xue, Huang Yue'nin size tekrar sorun çıkaracağından endişeleniyor, bu yüzden özellikle gelip yardım edebileceğim bir şey olup olmadığını görmemi istedi."


Xiao Yuan başını kaldırdı, Chen Ge'ye baktı ve sordu: “Xue Yan mı?”


Chen Ge başını salladı: “General Xue yarın sizinle görüşmek istiyor. Prens Xiao ne düşünür acaba?”


Xiao Yuan gülümsedi ve "Elbette onu görmeliyim," dedi.


Chen Ge "Pekala, o zaman yarın Prens Xiao'yu tekrar görmeye geleceğim," dedi.


Bunu söyledikten sonra Chen Ge ellerini kavuşturarak veda etti ve ayrıldı, ancak yarı yolda geri dönerek “Prens Xiao,” dedi, “kendinize iyi bakın. Aslında Majesteleri acımasız ve merhametsiz biri değil, sadece...”


Bir süre sonra bile, söylemek istediği şeyi sonunda söyleyemedi.


Xiao Yuan daha fazla dayanamadı ve onun adına konuştu: "Sevdiği kişiyi kaybetti ve bu da kişiliğini büyük ölçüde değiştirdi. Aslında o zalim bir insan değil."


Chen Ge: “Aynen, aynen öyle.”


Xiao Yuan: "Aynenmiş götüm! Bu bir öpücük izi! Bu işkence değil! Yan-ge'mi yanlış anlamayın. Yan-ge'm tüm evrende en iyisidir!"


Chen Ge ilk başta şaşkına döndü, sonra derin bir nefes aldı ve şöyle dedi: “Ne?!! Ne?!!! Bu imkansız!!! Majesteleri hiç de öyle bir insan değil!”


Xiao Yuan dedi ki: “Ben Xiao Yuan'ım!”


Chen Ge: “Biliyorum! Ama siz, Prens Xiao, Majestelerinin sevgilisiyle aynı adı taşısanız bile Majesteleri sizi onun yedeği olarak göremez!" dedi.


Xiao Yuan: “…Yedek klişesini de mi biliyorsun?”


Chen Ge: "Prens Xiao! Majesteleri gerçekten yanlış bir karar verse bile olayları en kısa zamanda net bir şekilde görmeniz daha iyi olur! Yoksa hem fiziksel hem de duygusal olarak zarar görürsünüz!"


Xiao Yuan: “…Şimdi benim sonumu mu tahmin etmeye çalışıyorsun? Çok teşekkür ederim! Sağa dön, kapıyı bulacaksın, seni uğurlamayacağım, hoşça kal!”


Sonunda Chen Ge aceleyle kovuldu. Xiao Yuan ve Tian Xiang dağınık yatak odasını toplamayı bitirdiklerinde hava çoktan kararmaya başlamıştı bile.


Tian Xiang özenle yatak örtülerini yatağa serdi ve "Prens Xiao, izin verin de yatak örtülerini düzelteyim, böylece hemen sonra uyuyabilirsiniz. Son birkaç gündür yatak örtülerini iyice havalandırdım, bu yüzden nemli veya tozlu olmasından endişelenmenize gerek yok." dedi.


Xiao Yuan, "Ha? Ben burada uyumayacağım." dedi.


"Peki, nerede uyuyacaksınız?"


“Majesteleriyle uyuyacağım!”


Tian Xiang yorganı düzeltmeyi bir anlığına bıraktı, sonra arkasını dönerek aceleyle şöyle dedi: "Prens Xiao! Daha önce Majestelerini görmeye gittiğinizde içeri alınmadığınızı unuttunuz mu? Bir süre Majestelerinin yatak odasında kalsanız da bu onun size yaptığı şey yüzündendi... Şimdi daha iyi hissettiğinize göre Majesteleri kesinlikle... Ühühüüü, Prens Xiao, çok yazık size!!"


Xiao Yuan hızla temiz bir mendil alıp Tian Xiang'ın gözyaşlarını sildi ve çaresizce, "Ağlama, neden yine ağlıyorsun? Bu sefer geri döndüğümüzde durdurulmayacağımdan eminim!” dedi.


Tian Xiang burnunu çekerek, "Gerçekten mi?" diye sordu.


Xiao Yuan: “Gerçekten!”


Ancak ikisi imparatorun sarayına döndüklerinde durduruldular.


Muhafızlar sarayın kapısını iki yandan kapatmış, kılıçlarını birbirine vurarak engellemişlerdi: "Prens Xiao, lütfen geri dönün!"


Xiao Yuan: “...”


Tian Xiang: “Ühühüüü!”